8 Eylül 2019 Pazar

Kapitalizm ve Sosyalizm Üzerine


Kapitalizm; üretmek için tüketimi, tüketmek için de üretimi artırmak ister. O; sürekli, artırmanın, çoğaltmanın peşindedir. İhtiyaçtan çok üretir kapitalizm. Üretim çeşit çeşittir kapitalizmde. Bu üretim, insan popülasyonunun artması için tüketimi teşvik eder. Besin almayan bir canlı üreyemez en nihayetinde. Ama Malthus teoremi demir bir yumruk gibi iner bu üretim düzeninin tepesine. İnsan sayısı geometrik olarak artarken, gıda sayısı aritmetik olarak artar. En sonunda, gıda bulamayan yığınlar fakirleşir. Bu ise, Morgan Freeman’ın isyanına neden olur: “Afrika’daki anneler, çocuklarına tabağındaki yemeği bitir diye bağırana kadar, dünyadaki tüm tabakları kırmak istiyorum”.
Sosyalizm ise paylaşmak için tüketimi ve yine paylaşmak için üretimi teşvik eder. Burada, paylaşım esastır. Sosyalizm, teşvik etmez insanların çoğalmasını; az insan demek, üretilenden daha fazla pay alınması demektir; bu da doyum hissine neden olur en nihayetinde. Kapitalizm, üretir de üretir. Hep daha fazlasını... Ve de satmak ister ürettiklerinin hepsini. Özendirir, kandırır, insanların türlü türlü zayıflıklarından yararlanır ve satar. İhtiyaç olsun olmasın, teşvik edilen sürekli almaktır bu düzende. Sahip olmak, hep daha fazlasına; temel istek budur. Bu sahip olma duygusu, insanın kimliğidir kapitalizmde. Paylaşmak mı? Asla. Benim olmalı, hep benim. Mutluluk, para, rahatlık, şatafat, ün; hepsi benim olmalı... Sosyalizmde ise benim olmalı, ihtiyacım kadarı. Fazlası ise, ihtiyacı olana verilmeli. İhtiyaçtan fazlasını dağıtırsın bu düzende. Paylaşmak, insanın kimliğidir sosyalizmde. Mutluluğu da, parayı da hem kendin hem de diğer insanlar için eşit düzeyde istersin. Mutluluğun özü budur işte. Tüm sahiplik duygularından kurtulmak... Kimse kimsenin ve hiçbir şey hiç kimsenin malı değildir; üretilenler herkesle ortak paylaşılır. Şeyh Bedrettin’in dediği gibi: “Yarin yanağından gayrı, her yerde her şeyde hep beraber”. İşte sosyalizm... Seçim insanlığın kaderini belirleyecek.

12 Ağustos 2019 Pazartesi

Lord Byron'un doğaya ilişkin dizeleri

"Keyif alınır patikasız ormanlarda,
Büyük sevinç duyulur yalnız kıyılarda
Bir toplum var kimsenin izinsiz giremediği
Açık denizlerde ve kükreyişinin müziğinde:
Daha az seviyor değilim insanı, ama Doğa'yı daha fazla. "

Herman Melville,  Katip Bartleby  adlı eserinin bir bölümünde de Lord Byron'ın adını şöyle anıyor: "... Bir kâtibin yazısının doğruluğunu kelime kelime kontrol etmesi elbette işinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dairede iki ya da daha gazla kâtip varsa bu incelemede birbirlerine yardımcı olurlar; biri kopyayı okur, öbürü de aslını tutar. Pek sıkıcı, yorucu, bezdirici bir meseledir. Hareketli bir mizacı olanlar için katlanılmaz bir şey olduğunu tahmin edebiliyorum. Mesela, ateşli şair Byron kanımca Bartleby'le uslu uslu oturup, sıkış tıkış bir el yazısıyla yazılmış beş büz sayfalık bir hukuk belgesini inceleyemez..." 

* İşte görüyorsunuz, doğaya aşık olanlar için dört duvar arasında çalışmaya zorlanmak katlanılamaz bir trajedidir. 

14 Temmuz 2019 Pazar

Anunnakiler

    Anunnaki veya Anunnaku bir grup Sümer ve Akad mitolojik tanrılarıdır. Anunnaki kelimesi Sümer dilinde, "gökyüzünden dünyaya gelenler" anlamına gelmektedir. Eski ahitte geçen "Nefilim" kelimesi, "aşağı gönderilenler" anlamına gelmesine rağmen  "devler" olarak tercüme  edilmiştir.
    Eski Sümer metinlerinde “gökten yere inenler” anlamına gelen ve “büyük tanrılar” için kullanılan “Anunnaki” kelimesi, düş ürünü mitolojik tanrıları değil, yüz binlerce yıl önce Marduk gezegeninden dünyamıza inen ve üzerinde bir koloni kuran “yabancıları” betimlemekte kullanılan bir özel isimdi. Benzeri biçimde, Tevrat'ın ilk bölümü olan Tekvin'in altıncı babında, Tufan öncesi dönemi anlatan ayetlerde geçen “O zamanlar yeryüzünde Nefilim vardı, bunlar eski zamanın güçlü ve ünlü adamlarıydılar” ifadesi de, bizzat bu yabancı ırka gönderme yapmıştır.
    Ünlü Rus araştırmacı Sitchin ve meslektaşları, Sümer tabletlerini ve Sümerceyi akıcı olarak öğrendikten sonra, yazılı tarihin  gerçekleri yansıtmadığı düşüncesine sahip olmuşlardır. Sitchin'in yaptığı araştırmalar sonucu İncil'de geçen Nefilim ile Sümer'in sözünü ettiği Anunnaki'nin aynı anlama geldiği ileri sürülmüştür.  Ve bu düşünce, Farmasonluktan Thule derneğine kadar tüm üst yönetimlerin bildiği ve benimsediği bir düşünce olmuştur.
    Sümer metinlerinde, dört milyar yıldan uzun bir süre önce "Nibura" adında gezgin bir gezegenin güneş sistemimize girdiğini, Tiamat denen büyük bir gezegeni kıl payı ıskaladığı bunun sonucunda ciddi yer çekimi sorunları ortaya çıktığı açıklanmaktadır. Daha sonra Nibiru-Babillilere göre Marduk, bir kez daha geldiğinde Tiamat gerçekten vurulur ve Nibiru'nun görevli ayları tarafından bombalanır. Tiamat'ın çeşitli boylardaki parçaları asıl yörüngesinde kalarak asteroit kuşağını oluştururken gezegenin diğer yarısı güneşe yakın yeni bir yörüngeye fırlar, bu parça zaman içinde Dünya'yı meydana getirir. Nibiru'nun aylarından biri olan Kingu bizim şu anki ay olarak bildiğimiz "Ay" haline gelir.
    İşin ilginç yanı ise bu teori, Dünya'nın kabuğunun bir kısmının (Pasifik okyanusunu kaplayan kısmı) neden eksik olduğunu ve asteroit kuşağının nasıl oluştuğunu mantıklı bir şekilde açıklayabilmektedir. Bu teori çok fazla spekülasyona neden olan kuyruklu yıldızları da açıklamaktadır. Teoriye göre Nibiru ve Tiamat çarpıştıklarında, iki dünyadan da çok miktarda deniz suyu toprak ve döküntüyle birlikte uzayda savrulmuşlardır ve kirli buz parçalarını oluşturmuşlardır. Bu teori yakın zamanda elde edilen bazı bulgular ile daha da güçlenmiştir; Antartika'da bulunan bazı göktaşları, Mars'ın atmosferini olusturan gazları içerir, öte yandan bilim insanları bir Mars meteorunda, dört milyar yaşında olduğu tespit edilen mikroorganizmalar tespit etmişlerdir.
    Sümer kayıtlarına göre Nibiru yani Anunnaki'nin son derece gelişmiş varlıkları, 450.000 yıl önce, yani dünyanın ikinci buzul döneminde iki gezegenin yaklaşması sonucu Dünya'ya seyahat ederler. Nasıl ki astronotlar Dünya'ya inerken okyanusa iner, Anunnakiler de de ilk inişlerini suya yapmışlardır. Dolayısıyla antik astronotlar kendilerine ortalama bir sıcaklık, su ve yakıt kaynağı sağlayacak bir kamp yeri aramışlar ve bulmuşlardır: Mezopotamya.
    Bazı araştırmacılar, bu ilk Anunnaki yerleşim merkezinin Güney Irak'ta kalmasını ve savaşlarda sürekli buraların bombalanmasını şüpheyle karşılamışlardır. Kayıtlarımıza dönersek, Mutlak Nibiru hakimi Anu (veya An yada El) asıl gezegenden operasyonu yönetirken Anu’nun iki oğlu Enlil ve Enki liderliğinde dünyada sistematik bir kolonileşme hareketi başlamıştır. Böylece bütün Anunnaki liderleri daha sonra Nefilim ya da Tanrı rolüne girmişlerdir. Ve çok ilginçtir ki bu Nefilimden birisinin ismi Nazi'dir.
    Enlil, görev kumandanıdır, Enki ise yönetici ve bilim subayı. İki kardeş arasında ise Nibiru protokolleri ile ilgili düşmanlıklar vardır. Büyük Enki, dünya yolculuğu fikrini ilk başlatan kişidir. İyi korunmuş metinlerin birinde Enki'nin İran Körfezi'ne inişi şöyle anlatılır : "Dünyaya yaklaşırken çok fazla su olduğunu fark ettim. Yeşil çayırlarına yaklaştığımda, benim emrimle yükseltiler ve kümbetler oluştu. Saf bir yerde evimi yaptım".
    Enki'nin liderliği altında İran Körfezi'nin kuzeyindeki bataklıklar kurutulmuş, sulama kanalları yapılmıştır. Enki'nin büyük oğlu Marduk'un önderliğinde destek birlikleri gelmiştir. Dünya zamanıyla çok uzun bir yıl olan bu olay Anunnaki için sadece birkaç yıldır. Bazı araştırmacılar, Anunnaki'nin Dünya üzerindeki çalışmalarıyla ilgili çok karmaşık metafizik açıklamalar üretmişlerdir. Bir çoğu, Nibiru'nun geçişiyle bozulan enerji alanlarından ve ruhsal boyutlardan bahsetmektedir. Sitchin ve diğer araştırmacıların teorisi ise, kolonicilerin dünya üzerinde mineral zenginliklerin peşinde olduğu yönündedir: "Anunnaki, bizim hidroklorokarbonlar sayesinde Ozon'a verdiğimiz türde zararlar bulunan kendi atmosferini onarmak için altın arıyorlar." Bugün şaşırtıcı şekilde bilim insanları, ozon tabakasının onarılmasının en iyi yolunun  minik altın partiküllerin atmosfere atılması olduğunu söylemektedirler. Fakat İran körfezindeki bu altın çıkarma işi, ihtiyaçlarını karşılamaya yetmemiştir. Varisi Enlil ile birlikte Anu, koloniyi ziyaret eder ve Enki'yi daha fazla altın bulmayla görevlendirir. Enki, Güney Afrika ve oradan da Güney Amerika'ya gider. Güney Amerika'da altın olduğu 1970 yılında kanıtlanmıştır. Kazı izlerine Orta ve Güney Amerika'da rastlanmıştır. Bu Anunnaki altın arama çalışmaları gezegenin belirli bölgelerinde devam eder ve insanın başlangıçtaki yayılmalarını da açıklar. Bu konudaki önemli destek ve kaynak da Mezopotamya'da verilen şehir isimleri ile Orta Amerika'dakilerin benzerliğidir. Anunnakiler, yeryüzünden çekilirler. Fakat bıraktıkları ezoterik bilgiler binlerce yıl pek çok kültürün ve topluluğun içinde şifrelenerek saklanır. Bu grupların içinde Simyacılar, Mecusiler, Kabalistler, Gnostikler, Şövalyeler ve masonlar vardır. Masonluğun kurucusu kabul edilen Hiram Abif, 3000 yıl önce Kudüs’te Solomon tapınağını yaparken gerçek Anunnaki ile İsrailoğulları'nın "YHVH" (Yahveh, Yehova) adını verdiği tanrı arasındaki bağlantıyı biliyordu. Bu bilgisi yüzünden İsrailoğulları'yla ters düştüğü için öldürüldü. Bu bilgilerin hala sır olarak Masonlarda olduğu söylenmektedir..

4 Temmuz 2019 Perşembe

Kafka Sözleri



- Sonsuzluk yolunda nasıl böylesine kolayca ilerlediğine hayret eden birisi vardı; gerçekte hızla bayır aşağı yuvarlanıyordu.

- Sonsuzdur yol, ne kısaltılacak ne de eklenecek bir şey vardır, ama yine de herkes kendi çocuksu arşınını tutar yolun üstüne. "Gerçekten de bu bir arşınlık yolu gitmen gerek, bu sana hatırlatılacak."

- Ne kadar çok sayıda at koşarak, o kadar hızlı gider araban- yani kayayı yerinden oynatmak değil, bu olanaksız, ama kayışları koparmak, böylece dizginsiz ve neşeli bir yolculuk yapmak.

- "Sein" sözcüğü Almanca'da iki anlama gelir: " Var olmak" ve "onun olmak."

- "Tinsel bir dünyadan başka bir dünya yoktur; duyusal dünya dediğimiz tinsel dünyadaki kötüdür ve kötü dediğimiz de sonsuz gelişimimizdeki bir anın gerekliliğidir ancak."



Kafka, Aforizmalar'dan...
kafka ile ilgili görsel sonucu

7 Haziran 2019 Cuma

Addison Hastalığı


Böbrek üstü bezi kabuk bölümünde steroid (kortizon) yapımının azalmasıyla/durmasıyla ve kortikotropin (ACTH) artışı ile ortaya çıkan bir hastalık olup ilk kez İngiliz hekim Thomas Addison (1793-1860) tarafından tanımlanmıştır. Enfeksiyonla birleşirse kollapsa (çevresel damarların genişleyip burada kanın toplanmasıyla oluşan ağır bir çöküntü tablosuna) neden olabilir.





Phaidon BTA
https://www.turkiyeklinikleri.com/article/tr-addison-hastaliginda-laboratuvar-tani-yontemleri-ve-ayirici-tani-53565.html


Kohezyon

Bir maddenin farklı bölümlerinin bir arada durma konusunda gösterdiği eğilimdir. Bunun nedeni, moleküller arasında etki eden kuvvetlerdir: Bir molekül kendisine yakın olanı iter, ancak kendisinden daha uzakta olan başka bir molekülü çeker. Bu ikisinin arasında, molekülleri birbirinden ayırmak ya da onları birbirine yaklaştırmak için iş yapılmasını gerektiren bir konum vardır. Bu durum hem kohezyona (aynı cins moleküller arasındaki çekim kuvveti)  hem de adezyona (farklı cins maddeler arasındaki çekim kuvveti) yol açar. Kohezyon katı maddelerde en büyük, sıvılarda daha küçük, gazlarda ise en küçüktür. Adezyon yapışmadır; birbirine benzemeyen maddelerden yapılmış olan ve birbirine değen yüzeyler arasındaki (zamkla tahta ya da su ile cam gibi) birbirini çekme kuvvetidir.
Katı bir yüzeye değen bir sıvı, eğer Adezyon kuvveti, sıvının içindeki kohezyon (moleküller arası çekim) kuvvetinden büyükse, onu ıslatır.









Phaidon Bilim ve Teknoloji Ansiklopedisi

Kobol ( Cobol)

Common Business-Orientated Language, öncelikle iş hayatında kullanılmak üzere geliştirilmiştir. Teknik öğrenim görmemiş kişiler tarafından kolaylıkla öğrenilebilme ve kullanılabilme özelliğine sahiptir.











Phaidon: Bilim ve Teknoloji Ansiklopedisi

1 Haziran 2019 Cumartesi

Modern Bilim'in Doğuşu

Bilim tarihinde, yaklaşık olarak 2000 yıl süren dogmatik bilim anlayışı, 17. yüzyılda modern bilimin doğuşuna dek, varlığını korumuştur. Yani, modern bilim çağına dek doğa filozofları arasında Aristoteles kozmolojisi geçerliliğini korumuş, gökyüzünün, eksiksiz, kusursuz ve değişmez olduğuna inanılmıştır. Bu bağlamda, değişmekte olan şeylerin, Evrenin merkezi olduğu düşünülen Yer’de meydana geldiği ve Dünya’daki fizik yasalarının, Göktekilerden ayrı olduğu düşünülmüştür. Galilei’nin hareketin ve değişimin nedensel etkilerini araştırdığı deneysel ve matematiksel çalışmaları, bilim tarihinde Aristotelesçi anlayışın aşılmasında en önemli kilometre taşlarından birisi olmuştur. Galilei, gerçeğe mantık yoluyla ulaşılabileceğini ve mantıksal ilişki örüntülerinin doğadaki olaylara uygulanarak, doğadaki değişimin ve oluşun akla uygun olarak açıklanabileceğini düşünmüştür. Bu görüş, klasik Platonculuk’u yeniden canlandırmıştır. Galilei, Aristoteles’in görüşlerine karşı çıkmış ve şu ifadeleri kullanmıştır: “Aristoteles yaşasa ve teleskop aracılığıyla ortaya çıkarılan görüntüleri görseydi, duyuların tanıklığına her zaman itibar etmiş olan bu büyük filozof, görüşlerini derhal değiştirirdi.”



Görsel:https://www.ekopangea.com/2017/09/04/galileo-galileinin-jupiterin-dort-uydusunu-kesfi/

28 Mayıs 2019 Salı

Gelişim Romanı

Ä°lgili resim
"...Gelişim romanı, modern kökenleri 18. yüzyılın ikinci yarısına kadar geri giden, burjuva bireyin gelişme, yetişme ve hayatı tanıma süreçlerini yer yer toplumsal şartlarla karşılıklı ilişki içinde veren romanları tanımlayan bir edebiyat kategorisidir. Roman, burjuva sınıfı ile birlikte doğmuştur. Aydınlanma hareketi (kültürü, felsefesi vb. ) rahatlıkla burjuva sınıfının dünya görüşü olarak anlaşılabileceği gibi, Aydınlanma ile modern roman arasındaki bağ da kolaylıkla kurulabilir. Romanın bir edebiyat türü olarak meşrulaştırılması, öteki edebiyat türlerinin arasında kendine (önce) bir yer bulabilmesi, Aydınlanma'nın bir başarısı ya da armağanıdır. Goethe'nin Genç Werther'in Acıları (1774) ve Wieland'ın Agathon'u Almanya'da burjuva bireyinin ilk deneyimlerini ve kendini geliştirme çabalarını edebiyatta anlatmaya yönelmiş ilk "gelişim romanı" örnekleri sayılırlar. Ne var ki bir roman olarak kendilerine yönelik beklentileri alabildiğine uzaktır bu iki metin. Genç Werther'in Acıları'nı okumuş olan okur, Werther'in hayatının sınırlı bir kesimini kapsayan bu mektup-romanın, toplumsal dünyayı bir fon düzeyine çektiğini hatırlayacaktır..."

Charles Dickens, Perili Ev, Bordo Siyah Yayınları, Önsöz: s. 12.

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Verona Gülmez

Yıllar önce yazdığım ve Bir Tutam Edebiyat adlı kitabımın da ilk kısa hikayesi olan Verona Gülmez'i aşağıdaki linkten okuyabilirsiniz...

https://www.sisdergi.com/2019/05/verona-gulmez/

28 Nisan 2019 Pazar

Vaşak Gözlüler: Lincei Akademisi



Vaşak Gözlüler ya da Lincei Akademisi (Academia dei Lincei,1603-1630) 17. yüzyılda kurulmuş bir Rönesans akademisidir.

Bu dönemde, Napoli'de yaşayan bir polimath/hezarfen (birçok alanda bilgi sahibi olan kişi) olan Giovanni Battista Della Porta Giambattista della Porta (1535-1615) da bu akademinin üyeleri arasındadır. Akademi, 1610 yılından itibaren, Galilei’nin bilim anlayışını benimsemiştir. Galilei de 1611 yılında bu akademinin bir üyesi olarak “Lincei Akademisyeni” unvanını kullanmaya başlamıştır. Ayrıca Akademi, içinde, Galilei’nin, Güneş Lekeleri Üzerine Mektuplar (1613) ve Analist (1623) isimli eserlerinin de bulunduğu bir dizi çalışmalarını kitaplaştırmıştır. Böylece, Vaşak Gözlüler, Galilei’nin kariyerini üzerine inşâ ettiği önemli bir kurumsal destek sağlamıştır. 

Bununla birlikte, Akademi'nin Federico Angelo Cesi'nin (1585-1630) hayatını kaybetmesi sonrası çöküş sürecine girmesi dolayısıyla, Galilei, 1633 yılında Engizisyon Mahkemesi’ne çıktığında önemli bir destekten mahrum kalmıştır. Galilei’nin kariyerinden de izlenebilecek olan Rönesans stili toplumsal yapı, uzun dönemde ulusal bilim akademisi merkezli bir bilimsel düzeni ve ulusal devletleri ortaya çıkarmıştır. Bu bağlamda, Rönesans saraylarının, özellikle İtalya’da olmak üzere bilim insanları için önemli bir barınak sağladığı söylenebilir.
lincei akademisi ile ilgili görsel sonucu































Görseller

http://blog.educastur.es/mpilarmf/files/2010/05/galilei.jpg
Vikipedi

11 Nisan 2019 Perşembe

8 Nisan 2019 Pazartesi

Grup Gündoğarken: Anlatamam


Yüce dağlar dümdüz olsa,
Gece bitse gündüz olsa,
Her kelimem bir cüz olsa,
Derdim büyük anlatamam.

Dağa düşsem yola düşsem,
Bir yok olsam bir görünsem,
Ele güne şen görünsem,
Derdim büyük anlatamam...

20 Mart 2019 Çarşamba

Voltron şiiri

VOLTRON

Adaletin ışıklı kılıcı ellerimizde,
Galaksinin umudu yüreğimizde,
Gelecek bizimle var,
Evrenin koruyucu gücü bileğimizde.

Adalet yerini bulacak,
İttifak Voltron'u oluşturacak,
Herkes bize katılacak,
Uzayın keşfi başlayacak.

Kolları, omuzları ve başı oluşturduk,
Adaletin kılıcını galaksiye vurduk,
Birleştik, tek yumruk olduk,
Haykırdık, Voltron, Voltron,Voltron!

Voltron geliyor,
Düşmanı yeniyor,
Zafer bize erişiyor,
Galaksiye umut veriyor.

Voltron'dan tüm evrene uzanan,
Bu adalet bizim.
Bir filo gibi hür ve bir ittifak gibi kardeşçesine,
Bu savaş bizim...

Adaletin kılıcı elimizde,
Galaksinin türküsü dilimizde,
Huzurluyuz evimizde,
Durmayacağız yerimizde.

Voltron vurunca,
Düşmanlar durunca,
Evrene zaferimiz dolunca,
Türkümüz destan oluyor.

Uzun bizim yolumuz,
Düşman sağımız solumuz,
Baş, vücut ve kolumuz,
Zafer istiyor muzaffer ordumuz.

Karanlığı aştık, geldik,
Barikatı yıktık, geldik,
Azalsak da bitmedik,
Yılmadık, zafer dedik.


VOLTRON,savaşa hazır her an; galakside, evrende, adalet için her yerde...

C.A.G.

5 Mart 2019 Salı

Çok tanrılı günlerde: Utnapiştim'den Gılgamış'a öğütler

... Bu uzun ve acıklı öyküyü dinleyen Utnapiştim dedi:
" Ey Gılgamış, niye abartıyorsun kederlerini?
Karşılaştırabilir misin kendini bir alıkla?
Tanrıların ve insanların teninden yaratıldın sen.
Tanrılar sana kendi yeteneklerini verdiler,
babanmış, ananmış gibi davrandılar sana.
Doğduğun gün sana bir taç ve taht armağan ettiler.
Geyik pisliği verdiler alıklara tereyağı yerine,
bayat ekmeğin kabuğunu verdiler
tanrıların besini olan ekmek yerine.
Görkemli giysiler yerine paçavralar giydirdiler onlara,
ip verdiler süslü kemer yerine, bellerine bağlasınlar diye.
Bilmez alıklar iyi ile kötüyü ayırt etmesini,
hepsi yoksundur akıldan, sağduyudan.
Düşün bunları ey Gılgamış,
düşün ki göresin, her yaptığın,
bir gün daha yaklaştırıyor seni
anındaki yazgının kaçınılmaz sonuna.
Ne geçti eline bunca çabadan sonra
üzüntü ve yorgunluktan başka?
Geceleri ay gökyüzünü aşar bir uçtan bir uca,
tanrılar izler bizi yukarılardan, hiç uyumadan,
çünkü uyumayı bilmez ve ölümsüzdür onlar.
Böyle kurulmuştur dünyanın düzeni,
en eski zamanlardan beri.
Bilgin Adalı, Gılgamış Destanı, s. 73-74.


4 Mart 2019 Pazartesi

Hasan Kaplan: Yürüyorum Dikenlerin Üstünde

Karanlık bir gece yol görünmüyor,
Yürüyorum dikenlerin üstünde,
Kara çalı bana aman vermiyor,
Yürüyorum dikenlerin üstünde.

Güneş erken doğup şafak sökmüyor,
Gökteki bulutu söküp atmıyor,
Ay karanlık, güneş ışık tutmuyor,
Yürüyorum dikenlerin üstünde.

Sonlanmadı menzil ile durağım,
Belki çok yakınım belki ırağım,
Yaralandı parça parça ayağım,
Yürüyorum dikenlerin üstünde.

Yavaş yavaş ilerlerken Kaplani,
Benim ile yola çıkanlar hani,
Geri dönsem taşa tutar el beni,
Yürüyorum dikenlerin üstünde...


Lis'in annesi ve Staretz

Karamazov Kardeşler romanında, tekerlekli sandalyede yaşayan genç kız Lis'in annesi ve rahip Staretz arasında geçen, 'ahiret ve ruhun ölümsüzlüğü' konularına değinen bir diyalog:

"...Bazen gözlerimi kapayıp, herkes inanıyor ama, bu iman nasıl doğdu, diye düşünüyorum.      Bazıları inancın güya korkunç birtakım tabiat gösterilerinin verdiği ürküntüden doğduğunu, aslında inanacak bir şey olmadığını iddia ediyor. Kendi kendime düşünüyorum: Ömrüm boyunca inanarak yaşadım, ya ölünce hiçbir şey bulamazsam? Bir yazarın dediği gibi, " Sadece mezarımda dulavrat otları biterse..." Korkunç değil mi! İmanımı nasıl yeniden kazanabilirim? Ben, ancak çocukken hiçbir şey düşünmeden, körü körüne inanırdım. Şimdi nasıl, neyle bir ispat bulabilirim? Ayaklarınıza kapanıp bunu yalvararak istemek için size geldim. Bu fırsatı kaçırırsam hayatımda bir daha kimse bana cevap veremez. Bir ispat, inandırıcı bir delil arıyorum. Ne kadar bedbaht olduğumu anlatamam. Bakıyorum kimsenin umurunda değil, hemen hemen kimsenin düşündüğü yok, yalnız ben dayanamıyorum. Büyük bir azap bu!
- Süphesiz çok büyük bir acı. Fakat ispatı imkânsız; tecrübe ile kanaat getirebilirsiniz.
- Nasıl, ne şekilde?
- Sevgiyle... Yakınlarınızı daima artan bir gayretle sevmeyi deneyin. İçinizdeki sevgi çoğaldıkça Tanrı'nın varlığına da, ruhun ölmezliğine de kanaat getirmeye başlarsınız. İnsanları sevmekte tam bir fedakârlığa varabilirseniz ve kesinlikle inanırsanız, ruhunuz artık hiçbir şüpheyle kararmaz. Bu denenmiştir, tereddütsüz böyledir..."







3 Mart 2019 Pazar

Fedor Pavloviç: Cehennem Üzerine


Karamazov Kardeşler'de, Fedor Pavloviç, oğlu Alyoşa da yanındayken "cehennem" üzerine şunları söyler: "...Öldüğüm zaman şeytanların beni çengellere takıp götürmeyi unutacaklarına hiç ihtimal vermiyorum. Sonra da 'Ne çengeli, nereden alacaklar bu çengelleri' diye düşünüyorum.'Biçimleri nasıl, demirden mi yapılmış? Nerede dövmüşler? Fabrikaları mı var?' Manastırdaki rahipler belki cehennemin bir tavanı olduğuna inanıyor. Ben cehennemin varlığına inanabilirim ama tavansız olanına; böylesi daha ince, daha medenî, daha Lütervarî oluyor... Aslında hepsi bir değil mi. Ha tavanlı, ha tavansız. Ama o melun mesele de bundan çıkıyor. Tavan yoksa çengel de yok demektir. Çengel olmayınca geriye ne kalıyor. Buna da ihtimal verilemez. Öyleyse beni kim çengelleyip götürecek? Bunu yapmazlarsa dünyada hak, adalet mi kalır? İcat etmek lazım bu çengelleri, sırf benim için; çünkü ne rezilim ben Alyoşa, bir bilsen! Alyoşa, babasına sakin, ciddi bir şekilde baktı.

- Orada çengel, mengel yok.

- Öyle öyle, sadece çengel gölgeleri varmış. Biliyorum. Bir Fransız'ın cehennemden bahsedişini okumuştum: 'J'ai vu l'ombre d'un cocher qui avec l'ombr'une brosse frottait l'ombre d'une carosse.' ('Bir arabacı gölgesi gördüm. Bu gölge bir fırça gölgesiyle bir araba gölgesini fırçalıyordu.') Çengel olmadığını neden biliyorsun canım? Hele rahiplerle kalırsan daha kim bilir neler duyacağız! Ama gene de git, her şeyin aslını esasını öğren, gel bize haber ver. Ne de olsa öbür dünyanın nasıl bir yer olduğunu bildikten sonra göçmek daha kolay olur..."

25 Şubat 2019 Pazartesi

Gılgamış ve Enkidu

"Uzun süren gece boyunca ağlayıp durdu Gılgamış arkadaşının ardından. Ağarınca tanyeri, şöyle seslendi ona:
'Enkidu, biricik kardeşim benim,
yabanıl ormanlardan geldin sen Uruk'a.
Anan bir ceylandı, babansa bir yaban eşeği.
Antilopların ve geyiklerin sütüyle besledin sen.
Gezgin sürülerden öğrendin en güzel otlakların yerini.
Sedir ormanına kadar yürüdüğün yollar
ağlasın senin için gündüz ve gece..."
Bu sözler, Gılgamış'ın, can dostu Enkidu'nun ardından yaktığı ağıttı...

Enkidu'nun Cenaze Töreni; Bilgin Adalı, Gılgamış  Destanı eserinden... Sayfa: 56.

19 Şubat 2019 Salı

Mimar Sinan ve Klasik Dönem Mimarisi


Mimar Sinan'ın pek çok eseri mevcut olmakla birlikte sanat şaheserleri olarak anılmaya değer olanlar şu yapılardır:

Çıraklık: Şehzade Camii
Kalfalık: Süleymaniye Camii
Ustalık: Selimiye Camii


Bu eserler Osmanlı İmparatorluğu'nun yükselme döneminde inşa edilmiş olup klasik dönem mimari eserleri içerisinde yer almaktadır. Selimiye Camii, hariç Klasik Dönem mimari eserlerinin hepsi İstanbul'da yapılmışlardır.15. yüzyılda yaptırılmış olan Topkapı Sarayı, Sahn-ı Seman ve Sahn-ı Süleyman Medreseleri ve Rumelihisarı da bu döneme aittir.




Mir'ati: Âmennâ söyledik, ikrâr eyledik.

NUTK-İ ŞERÎF

Âmennâ söyledik ikrâr eyledik,
Erenler bezminde "lâ şek"cesine,
Bâğ-ı ma'rifetde yetiştik bittik,
Bûy aldık bir gülden çiçekcesine.

Gel gönül ârif ol haddini bil sen,
Semî'dir Basîr'dir etme şek gümân,
"El hakku ezhârun mine'ş şems" iken,
Sofu inâd eder eşşekcesine.

Söylesem kelâmım gelmez takrîre,
Nutk-i derûnumuz sığmaz tefsîre,
Îmân ettik ikrâr verdik bir pîre,
Er evlâdı eriz gerçekcesine,

Mir'âtî sözlerin gizli muammâ,
"Ulu'l-ebsâr" olanlara hüveydâ,
Elsiziz belsiziz dilsiziz ammâ,
Gezeriz âlemde erkekcesine.

Kalecikli Mir'ati

LUGATÇE ve AÇIKLAMALAR
"Âmennâ : Arapça "inandık" anlamına gelir.
İkrâr etmek : Kabûl etmek, sözünde durmak.
Lâ şek : Arapça "şüphesiz" anlamındadır.
Ma'rifet : Sôfiyye ıstılahıdır ma'rifetullah demekdir, "bâğ-ı ma'rifet" tabiri ile kasdedilen, bir mürşid-i kâmilin terbiyesi altında olmaktır...
Bûy : Koku.
Semî' : Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatıdır, "her şeyi duyan" demektir.
Basîr : Cenâb-ı Hakk'ın bir sıfatıdır, "her şeyi gören" demektir.
Şek : Şüphe.
Gümân : Kuşku.
"El-Hakku ezhârun mine'ş şems" : Bu Arapça cümle "Cenâb-ı Hakk, güneşden daha açık görünür" demektir...Cenâb-ı Hakk'ın bir ismi de "Zâhir" dir...Ehlullah, bu bâbda "Allah, zuhûrunun şiddetinden görülmez" demişlerdir.
Kelâm : Söz.
Takrîr : İfâde, söz.
Nutk-i derûn : İçten geçen, düşünce.
Muammâ : Bilmece, bilmece gibi kapalı.
Ulul'l-ebsâr : Kur'ân'da geçen bir tabirdir..."Basîret sâhipleri" anlamına gelir.
Hüveydâ : Âşikâr, belli.
Elsiz belsiz dilsiz olmak : Sôfîler arasında edeb, kelimenin harflerinden mülhem olarak "Eline, diline ve beline sâhib olmak" olarak tarif edilmiştir...
Erkekce : Buradaki erkeklikden kasdedilen Kur'ân'ın "ricâl" lafzı ile beyân ettiği erkekliktir ki, yukarıdaki âyet-i kerîme, buna işâret eden âyetlerden biridir...Sôfiyyenin erkeklikten kasdettiği cinsiyet ma'nâsına erkeklik değil, yukarıdaki âyet-i kerîmenin meâlinde "yiğitlik" olarak tercüme edilen bir vasıftır, kadında da erkekte de olur..."

Kaynak: https://defter-i-ussak.blogspot.com/2017/01/amenna-soyledik-ikrar-eyledik.html

15 Şubat 2019 Cuma

Sabahattin Ali: Aldırma gönül

Başın öne eğilmesin,
Aldırma gönül aldırma,
Ağladığın duyulmasın,
Aldırma gönül aldırma.

Dışarıda deli dalgalar,
Gelip duvarları yalar,
Seni bu sesler oyalar,
Aldırma gönül aldırma.

Kurşun ata ata biter,
Yollar gide gide biter,
Mapus yata yata biter,
Aldırma gönül aldırma.

Dertlerin kalkınca şaha,
Bir sitem yolla Allah’a,
Görecek günler var daha,
Aldırma gönül aldırma.




14 Şubat 2019 Perşembe

Hoca Tahsin Efendi ve Modern Bilim


Hoca Hasan Tahsin Efendi, modern bilime geçiş süreci içerisindeki Türk dünyasının özgün bir simasıdır. Tahsin Efendi'nin Taşmektep’teki odası çeşitli bilimsel araçlarla donatılmıştı ve adeta bir doğa bilimleri müzesi gibiydi. Özellikle, modern astronominin tanınmasında büyük emek sarf eden Hoca, bu alanda halkın da anlayacağı türde çeşitli eserler kaleme almıştır. Eserlerinin hepsi Türkçe'dir.

Hoca Tahsin, önemli sayıda eser ve makale kaleme almış bulunmasına rağmen, bunları bir araya toplamamış, özellikle yazmış bulunduğu şiirlerini derlememiştir. Nitekim bazı eserlerinin kıymetlerini idrak edemeyen bir kısım şahısların eline geçmiş olmasından dolayı kaybolduğu düşünülmektedir.

En önemli eseri Darülfünun'un ilk açıldığı yıllarda su ile ilgili verdiği konferansların metinlerinden oluşan Esrar-ı Ab u Hava’dır. Bu eserde, hidrojen ve oksijenden oluşan suyun canlılar için taşıdığı büyük öneme dikkat çekilmekte ve zamanına göre çok yeni bilgiler bulunmaktadır. İlm-i Ruh adlı eserinde ise ruh konusu işlenmektedir. Tahsin Efendi, Esas-ı İlm-i Hey'et adlı eserini ise astronomi üzerine yazmıştır. Burada vermiş olduğu yeni bilgiler Osmanlıya yeni astronominin geçişinde önemli bir yer tutmaktadır. Tarih-i Tekvin yahut Hilkat ise eserleri arasında önemli bir yere sahiptir. Varlık ve yaradılış ile ilgili görüşlerini ihtiva etmektedir. Evrenin yaradılışını; jeoloji, astronomi, kozmografya, mekanik, kimya, zooloji, botanik, coğrafya, cebir gibi muhtelif ilim dallarından istifade ederek fikirlerini açıklamaya çalışmaktadır.

13 Şubat 2019 Çarşamba

13 Şubat Dünya Radyo Günü

Kitle iletişim araçlarının temel taşlarından biri kabul edilen radyo, 1895 yılında icat edilmiştir. Günümüzde hala önemli bir iletişim aracı olan radyo yayınları dünyanın dört bir yanında devam etmektedir. Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), radyonun hayatımızdaki önemini anlatmak için 13 Şubat'ı Dünya Radyo Günü ilan etmiştir. Nitekim, 2012 yılında BM Genel Kurulu tarafından, Unesco kararının onaylanmasından bu yana her yıl kutlanan uluslararası bir gündür. Bu uluslararası gün; bilgi, eğlence, ve dinleyici etkileşimiyle demokratik tartışmalara olan katkısı ve radyo olaylarını kutlamak için yıllık bir fırsat sağlamaktadır.

1940 tarihli bir kartpostal, Lübnan






















Özel günler üzerine

Yıllar önce şunları yazmışım: "Babalar günü var da neden baba olmayanlar günü ya da babasını kaybedenler günü yok?"
Anneler günü var da neden anne olmayanlar günü ya da annesini yitirenler günü yok?
Sevgililer günü var da neden sevgilisi olmayanlar günü yok?
Dedeler günü, nineler günü, torunlar günü de olmalı. Neden yok?
Bu çifte standart neden? Burjuvalar cevap vermeli..."

Bir elektromanyetik dalga ve foton varlığı: Işık

Bilindiği gibi, bazı ışık dalgaları gözle görülebilir (görünür ışık), bazıları görünmez. Bu farklılık, ışık dalgalarının enerji farklılıklarından kaynaklanır. Bununla birlikte, tüm ışık dalgalarının ortak özellikleri bulunmaktadır. Herkesin bildiği gibi, ışığın boşluktaki hızı 300000 km/s'dir. Herhangi bir maddi ortamda ise, bu hız düşmektedir. Örneğin; havada, suda veya cam içinde, ışığın hızı boşluğa göre daha düşüktür.
Tüm ışık dalgaları, birbiriyle kesişen dalgalardan oluşurlar. Işık dalgasında, enerjinin hareket eden fotonları bulunur. Hareket eden bu fotonlar, elektrik alanı ve manyetik alan üretirler. Bu nedenle, ışık dalgaları, elektromanyetik dalgalar olarak bilinirler. Elektromanyetik dalgaların varlığını İskoç fizikçi J.C. Maxwell (1831-1879) öngörmüştür. Nitekim onun yaptığı hesaplamalara göre, elektromanyetik dalgaların hızı, 300000 km/sn'dir. Maxwell'in bu keşfinden önce, ışığın hızı zaten 300000 km/sn olarak biliniyordu. Maxwell, bu çakışmanın tümüyle rastlantısal olamayacağını düşünerek, ışığın bir elektromanyetik dalga olduğunu anlamıştır. Nitekim elektromanyetik dalgalar, boşlukta hareket etme özelliğine sahiptir. Işığı, bir noktadan başka bir noktaya göndermek için bir madde ortamına gerek yoktur. Oysa, ses ve diğer dalgaların yayılması için, bir madde ortamına ihtiyaç vardır. Örneğin, ses dalgaları, ortamdaki maddenin titreşimi yoluyla, bir yerden başka bir yere ulaşmaktadır.
1800'li yıllardan beri, ışığın dalga olduğu fikri, bulunmaktadır. Nitekim, dalga modeli, ışığın pekçok özelliğini ve davranışını açıklamaktadır. Ancak, 20. yüzyıl başlarında, yeni bir buluş yapılmıştır: Fotoelektrik Etki Buluşu. Pekiyi, fotoelektrik olayı nedir? Bu olay, ışık fotonlarıyla, atomlardan elektron koparma veya sökme deneyidir. Bu deneyde, önce, belli bir metal üzerine düşürülen mavi ışık kullanılmıştır. Nitekim metalin atomlarından, elektronların söküldüğü, elektronların yarattığı elektrik akımının ölçülmesiyle anlaşılmıştır. Aynı deney, kırmızı ışıkla yinelendiğinde ise, metal atomlarından elektron kopmadığı gözlemlenmiştir. Nitekim deneyin sonucunda, elektrik akımı oluşmamıştır. Ancak, en sönük mavi ışıkla bile, metalden elektron koparılabildiği görülmüştür. Bu durum, dalga kuramına göre, kırmızı ışığın sürekli bir dalga olarak metalin yüzeyine çarpınca, yeterli enerjinin birikerek metalden elektronların söküleceği düşüncesine aykırılık oluşturmuştur. Dolayısıyla, metalden elektronların sökülmesi, fotoelektrik olayında, ışığın sürekli dalga gibi değil, parçacık gibi hareket ediyor olmasından kaynaklanmıştır; mavi ışığın fotonu da, kırmızıya göre daha çok enerjiye sahip olduğundan, metalin atomlarından elektronun kolaylıkla sökülebilmesine yol açmıştır. Görüldüğü gibi, fotoelektrik etki olayı, ışığın parçacık gibi davranıyor olmasıyla açıklanabilirken, girişim gibi bazı olaylar, ışığın dalga olma özelliğiyle açıklanabilmektedir. Öyleyse, ışık iki kişilikli gibi davranmaktadır; dolayısıyla hem dalga özelliğine hem de parçacık özelliğine sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla, bazı fiziksel olaylar biriyle, bazısı da bir diğeriyle açıklanabilmektedir. Bu yazıyı, fotonun bazı özelliklerini sıralayarak bitirelim:
- Fotonların kütlesi yoktur; ancak Einstein'ın kütle-enerji formülü (E=mc2) gereği, her enerjinin bir kütle karşılığı bulunmalıdır; böylece fotonun sadece enerji karşılığı kütlesinden söz edilebilir.
- Boşlukta, tüm fotonlar aynı hızla (ışık hızıyla, 300000 km/sn) hareket ederler.
- Her fotonun kendine özgü enerjisi bulunmaktadır.
- Her fotonun enerjisine bağlı olarak, karakteristik bir frekansı ve dalga boyu bulunmaktadır.
Kaynak:
Halil Kırbıyık, Babillilerden Günümüze Kozmoloji, İmge Kitabevi Yayınları, İstanbul 2001, s. 47-49.

12 Şubat 2019 Salı

Europa ve yaşam

Astronom Ethem Derman, Jüpiter'in uydularından Europa'da yaşam olasılığı üzerine şunları söylüyor: "...Bildiğiniz gibi bilim insanları her köşede yaşam var mı diye araştırma içinde. Olasılık olarak hangi gök cisminde yaşam var diye baktığımızda en çok Jüpiter'in Galileo uydularından Europa'da görünüyor, neden? Fotoğrafta gördüğünüz Europa'nın yüzeyi, bu buz yüzey, kırıklarla dolu. Üstelik üzerinde çok az krater var, yani yüzeyin yaşı çok genç. Bunlara neden nedir diye baktığımızda, Jüpiter'in tedirginlik etkisi ile Europa'nın iç yapısı ısınıyor. Jüpiter'e ondan daha yakın olan Io'nun içyapısı o kadar ısınıyor ki yüzeyinde yüzlerce yanardağ var. Buz kabuğun altındaki okyanus ısınınca üstündeki buzu çatlatması gayet doğal. Eğer gök cisminin yüzeyinde çok sayıda krater varsa uzun zamandır yüzey yenilenmiyor, yaşlıdır denir. Europa'da böyle bir durum da yok. Dolayısıyla yüzeyde Jüpiter'den gelen ışınım ve kozmik ışınımlar suyun yapısındaki oksijeni açığa çıkarıyor ve oksijen, yüzeyin yenilenmesi sırasında okyanusa katılıyor. Ayrıca hemen birkaç km'lik buz kabuğun altındaki okyanusun tabanı doğrudan kayalık iç yapıyla etkileşimde, dolayısıyla canlıları besleyecek bir takım moleküller oluşuyor. Callisto ve Ganimeda'da yüzeyin altındaki okyanus iki buz katmanı arasında sıkışmış durumda ama Europa'da tam tersine kayalık yapıyla etkileşim içerisinde. Bu durumda her şey yerdeki okyanuslar ile benzer yapı gösteriyor. Yani okyanus tabanında yanardağlar da olabilir. Dolayısıyla, bilimciler Europa'da yaşam olma olasılığının çok yüksek olduğunu dile getiriyorlar..."



11 Şubat 2019 Pazartesi

Ogame ve Dorado Evreni

Ogame'e başladım dostlar. Dorado evrenindeyim. Oyuncu ismim "canabdullah". Bu oyunu seviyorum. Nitekim oyunda sürekli yeni stratejiler üretmek ve sahip olunan gezegeni ve sömürgeleri geliştirmek için bilinçli hamleler yapmak gerekiyor. Astronomi, uzay, galaksi ve sistem gibi kelimeler insanı büyülüyor. Nitekim seneler sonra bu oyuna yeniden başlamam da bununla ilgili olmalı. Sömürgecilik, savaş,yağma, ganimet gibi kavramlar dünya görüşümüze ters olsa da, son tahlilde bu bir oyun. Keyif almak önemli...

Modifiye arabalar

Yıllar önce yaptığım basit bir site çalışması. Sadece, ana sayfa ve birkaç oto resminden oluşuyor. :)

Yeni kitabım

Merhaba dostlar; Galilei ve Modern Bilim'in Doğuşu isimli kitabım, Kutlu Yayınevi'nden çıkmıştır.
"Galilei, Aydınlanma Düşüncesi’nin emrettiği akla dayanma ilkesiyle katı, değişmez ve bilimsel gerçeklere aykırı her tür anlayışı sorgulayan ve Modern Bilim Çağı’nın açılmasını sağlayan öncü bilim insanlarındandır. Nitekim Modern Dünya’nın kapısının açılmasıyla, yıkılmayacağı sanılan ve başta Kilise’nin otoritesi olmak üzere, bütün köhneleşmiş anlayışlar sarsılmaya ve yıkılmaya başlamıştır. Galilei’nin, Rasyonel-Deneysel Bilim Çağı’nın açılması yolunda harcadığı çabalar ve gerçeğin peşinden gitme konusunda gösterdiği kararlı tavır, kendisinden sonra gelen bilim insanlarına da cesaret vermiştir."

















9 Şubat 2019 Cumartesi

Ağaç, halat ve iki yüzlü dünya

Hayatta her şey iki yüzlü. Örneğin, ağaç, oksijen de verebilir;  darağacı olup insanın öldürülmesine vesile de olabilir. Siz bir urganla yine bir insanı öldürebilirken  bir halatla boğulmakta olan bir insanı da kurtarabilirsiniz. Örnekleri çoğaltmak mümkün. Say, sayabildiğin kadar...

6 Şubat 2019 Çarşamba

Distopya

Distopyalarda herkes uyurgezer gibidir. Karanlıklar içinde yolunu bulamaz. Uyurgezerler saf tutar her yerde. Gezerken uyuyanlar, tehlikeler karşısında ne uyanmak isterler, ne de uyarılmak. Bu dönemlerde karanlıktan beslenmek moda olur, dolayısıyla tüm ışıklar kapatılır. Yarasalar ülkesine döner distopik toplumlar. Böyle bir toplumda yaşadığınızı farz edin. Düşlerinizde size en karanlık rüyaları göstermek isteyenler, gözünüzü açtığınızda da güneşinize örtü örterler. Ne yapacağınızı şaşırırsınız; karanlıkta kanınızı emen vampirler, ışığınızı da çalarlar. Bir bakarsınız ki; yarınlarınız karanlık dehlizlerde boğulmuştur. Bir gün çaldığınız emaneti geri almanız gerekebilir halbuki. Işığı tekrar özgür bırakarak. O zaman sizi hangi karanlık örtebilir ki? Kuşkusuz ki apaçık gerçekler ve bembeyaz umutlar, karanlığın üzerinde birer nurdurlar. Öyle değil mi? O nur da ancak bir ütopya olabilir. Zulmetle aydınlığın bitmeyen savaşı... C.A.G.

4 Şubat 2019 Pazartesi

Kul Himmet: Bir dost bulamadım, gün akşam oldu.

Seyyah oldum, şu alemi gezerim,
Bir dost bulamadım, gün akşam oldu.
Kendi efkarımla okur yazarım,
Bir dost bulamadım, gün akşam oldu.

Kul Himmet Üstadım, ummana daldım,
Gidenler gelmedi, bir haber alam.
Abdal oldum, çullar geydim bir zaman ,
Bir dost bulamadım, gün akşam oldu,

Kul Himmet


14 Şubat

14 ŞUBAT'TA TARİHTE NELER OLDU ?

496 - Sevgililer Günü: 270 yılında Aziz Valentinus adlı rahibin, Roma İmparatoru II. Cladius tarafından kafası uçuruldu. 226 yıl sonra, 496'da ise Papa Gelasius, 14 Şubat'ı Aziz Valentin Günü ilan etti. Aziz Valentinus Yortusu, 19. yüzyıla gelindiğinde; Amerikalı Esther Howland'ın ilk Sevgililer Günü kartını göndermesinden bu yana farklı biçimde kutlanmaya başlandı.
1779 - James Cook, Sandviç Adaları yerlileri tarafından öldürüldü.
1804 - Osmanlı İmparatorluğu'na karşı ilk Sırp ayaklanmasını Kara George başlattı.
1909 - Osmanlı Devleti'nde ilk güven oylaması yapıldı; Kamil Paşa kabinesi düşürüldü.
1924 - International Business Machines (IBM) şirketi kuruldu.
1929 - Al Capone'un rakibi yedi gangster Chicago'da öldürüldü. Olay 14 Şubatta gerçekleştiği için "Sevgililer Günü Katliamı" olarak anılmaktadır.
1931 - Türkiye güzeli Naşide Saffet Hanım, Avrupa'da "Güzel Göz Kraliçesi" seçildi.
1945 - II. Dünya Savaşı: İngiliz ve ABD uçakları, Dresden'in bombalanışının ikinci gününde yangın bombaları kullanmaya başladılar.
1946 - İlk genel amaçlı elektronik bilgisayar ENIAC (Electronic Numerical Integrator and Computer), Pensilvanya üniversitesinde (ABD) tanıtıldı.
1949 - İsrail parlamentosu (Knesset) ilk toplantısını yaptı.
1951 - Senaryosunu Behçet Kemal Çağların yazdığı ve Maraş'ın Kurtuluş Savaşı sırasında düşman işgalinden kurtuluşunu anlatan "Kendini Kurtaran Şehir" adlı filmin çekimi olaylara neden oldu. Rejisör Faruk Kenç ve ekibi, senaryo gereği Maraş Kalesi'ne Fransız bayrağı çekince yakalanarak mahkemeye sevk edildiler.
1961 - Lavrensiyum elementi (103 numaralı element) Kaliforniya üniversitesinde ilk defa sentezlendi.
1963 - İngiltere'de Leeds General Infirmary Hastanesi'nde, dünyada ilk kez insandan insana başarılı böbrek nakli yapıldı.
1977 - Ortadoğu Teknik Üniversitesi rektörlüğüne 1977 yılında Prof. Hasan Tan atandı; öğrenciler dersleri boykot etti.
1979 - Türkiye, İran'daki Humeyni rejimini resmen tanıdı.
1980 - Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren, dış düşmanla değil, iç düşmanla uğraşmakta olduklarını söyledi."Diyeceksiniz ki sıkıyönetime rağmen niye bunların hakkından gelemiyorsunuz? Şundan dolayı gelemiyoruz. Kan dökmek istemiyoruz. Yoksa meseleyi bir ayda hallederiz" dedi.
1980 - On bin jandarma komandosu ve çok sayıda polis Çiğli İplik Fabrikası'ndaki işçi direnişine müdahale etti. Operasyona keşif uçakları ve helikopterler de katıldı. Gün boyu süren müdahale sonucunda fabrika boşaltıldı, 1500 işçi gözaltına alındı.
1981 - Türk Vatandaşlığı Kanunu'nda bazı değişiklikler yapan yasa Milli Güvenlik Konseyi'nce kabul edildi. Bu yasaya göre; yurtdışında oturup Türkiye aleyhine faaliyette bulunduğu tespit edilen veya yurtiçinde bu tür faaliyetlerde bulunurken yurtdışına çıkan kişiler, yapılan duyuruya rağmen 3 ay içinde yurda dönmezlerse Türk vatandaşlığından çıkarılacaklar.
1981 - Dublin'de bir gece klubünde çıkan yangında 48 kişi öldü.
1983 - Danıştay, ameliyat olarak cinsiyet değiştiren şarkıcı Bülent Ersoy'un hukuken erkek olduğuna ve dolayısıyla gazinolarda ancak erkek kıyafetiyle sahneye çıkabileceğine karar verdi.
1989 - İranlı lider Humeyni, Şeytan Ayetleri kitabının yazarı Salman Rushdie'nin öldürülmesi emrini verdi.
1989 - GPS'i (Küresel Konumlandırma Sistemi'ni) oluşturacak 24 uydudan ilki yörüngesine oturtuldu.
1994 - 52 kişiyi öldürmekten suçlu bulunan Ukraynalı seri katil Andrey Çikatilo Rusya'nın Novocherkassk şehrinde kurşuna dizilerek idam edildi. İdamı Rusya devlet başkanı Boris Yeltsin tarafından açıklandı.
2000 - Hizbullah cephaneliklerinin ortaya çıkışı, varlığı 1994'ten beri tartışılan JİTEM'i yeniden gündeme getirdi. Batman eski Valisi Salih Şarman "JİTEM var", Jandarma eski Komutanı Teoman Koman ise "yok" dedi.
2003 - Şartla salıverilme yasasından toplam 43.500 tutuklu ve hükümlünün yararlandığı açıklandı.
2004 - Hamburg doğumlu Türk yönetmen Fatih Akın'ın son filmi "Gegen die Wand" (Duvara Karşı), Berlin film festivali'nde en iyi film seçilerek "Altın Ayı" ödülü aldı.
2005 - Lübnan'ın eski başbakanlarından Refik Hariri, düzenlenen bir suikast sonucu öldürüldü.
2006 - Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım'ın İstanbul'da bir evde kıstırıldığı ve son anda kaçtığı ileri sürülen operasyonda oğlu Murat Yıldırım adam vurdurduğu gerekçesiyle on beş kişiyle gözaltına alındı.


3 Şubat 2019 Pazar

Mina: Giorni (Günler)


Fa chiaro già su quel pendio,
E c'è negli alberi un fruscio,
Che riconosco io.
E mi ricordo la grande collina,
Com'era verde la vigna,
E quel tacco che ho perduto io,
E tu ridevi e rubavi ciliegie
Le nostre labbra accese,
Una cosa sola si era noi.
Amore mio,
Ero io,
Non pensavo mai,
Non volevo io nessuno,
Non vedevo io nessuno,
Come te per me nessuno,
Più di te per me nessuno,
Non c'è stato mai nessuno, no.
Tu nei giorni miei,
Portavi un gusto che non ritrovo più,
E c'eri tu,
Tu nei giorni miei,
E da che non ci sei,
Non mi piaccio più,
E c'eri tu,
Tu nei giorni miei,
İo li rivivrei.
Ti ricordi.
E mi ricordo la sera,
Che siamo usciti di strada,
E nessuno si fermava mai,
La volta poi che ci ha preso la pioggia,
Tu ti sei tolto la giacca,
E mi hai stretto forte addosso a te.
Amore mio,
Ero io,
Non pensavo mai,
Non volevo io nessuno,
Non vedevo io nessuno,
Come te per me nessuno,
Più di te per me nessuno
Non c'è stato mai nessuno, no,
Tu nei giorni miei,
Portavi un gusto che,
Non ritrovo più,
E c'eri tu,
Tu nei giorni miei,
E da che non ci sei,
Non mi piaccio più.
E c'eri tu,
Tu nei giorni miei,
İo li rivivrei,
Ma non ti trovo più.
Nessuno,
Nessuno,
Nessuno,
Nessuno,
Non c'è stato mai nessuno, mai.
Fa chiaro già su quel pendio,
E c'è fra gli alberi un fruscio,
Che riconosco io.
Amore mio ero io,
Non pensavo mai.
No!

Hava açıktı o bayırda
Yeniden tanıdığım bir serinlik vardı ağaçlarda
O büyük tepeyi hatırlıyorum
Ne kadar da yeşildi o üzüm bağı
Ve sen kaybettiğin topuğunu ararken
Ben hem gülüyor hem de kiraz çalıyordum;
Dudaklarımız kızarmıştı,
Ve orada sadece biz vardık.
Aşkım,
O bendim,
Hiçbirşey düşünmüyordum,
Kimseyi istemiyordum,
Kimseyi görmüyordum.
Bana, hiç kimse senin gibi değildi,
Kimse senin kadar değildi,
Senden başka hiç kimse öyle olmadı, asla olmadı.
Sen, o günlerime
Bir daha asla bulamayacağım bir tat getirdin.
Ve o günlerimde sen vardın.
Ve sen olmadığında
Artık beğenmiyorum o günleri.
Ve o günlerimde sen vardın,
Tekrar yaşamak isterim ama,
Seni bulamıyorum.
Hatırlar mısın?
Dışarıya çıktığımız o geceyi?
Kimse bizi durduramıyordu,
Biz yürürken yağmur yağmaya başladı ve ben,
Ceketimi çıkartıp, seni sardım.,

Aşkım,
O bendim,
Hiçbirşey düşünmüyordum,
Kimseyi istemiyordum,
Kimseyi görmüyordum.
Bana, hiç kimse senin gibi değildi,
Kimse senin kadar değildi,
Senden başka hiç kimse öyle olmadı, hayır, asla olmadı
sen, o günlerime
Bir daha asla bulamayacağım bir tat getirdin.
Ve sen vardın.
Ve sen olmadığında.
Kendimi beğenmiyordum.
Ve o günlerimde sen vardın,
Tekrar yaşamak isterim ama,
Seni bulamıyorum.

Hiçkimse
Hiçkimse
Hiçkimse
Hiçkimse
Hiçkimse
Hiçkimse yoktu, asla olmadı.
Hava açıktı o bayırda,
Yeniden tanıdığım bir serinlik vardı ağaçlarda,
O büyük tepeyi hatırlıyorum,
Aşkım,
O bendim,
Hiç bir şey düşünmüyordum,
Hiç birşey...

https://lyricstranslate.com/tr/mina-giorni-lyrics.html
https://lyricstranslate.com/tr/giorni-gunler.html

Barış Manço: Dönence


Dün çoktan döndü buralarda,
Ve ben simsiyah bir gecenin koynunda yapayalnız bekliyorum,
Duyuyorum, görüyorum,
Bir gün gelecek dönence biliyorum.
Simsiyah gecenin koynundayım, yapayalnız.
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor,
Biliyorum dönence,
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız,
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor,
Görüyorum, dönence
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes,
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor,
Duyuyorum, görüyorum, biliyorum.
Simsiyah gecenin koynundayım yapayalnız,
Uzaklarda bir yerlerde güneşler doğuyor,
Dönence.
Kupkuru bir ağacın dalıyım yapayalnız,
Uzaklarda bir yerlerde bir şeyler kök salıyor,
Dönence.
Çatlamış dudağımda ne bir ses ne bir nefes,
Uzaklarda bir yerlerde türküler söyleniyor,
Dönence.
Duyuyorum, biliyorum, görüyorum, dönence.
Dönence, gün dönende dönence,
Bir gün gelecek dönence, biliyorum.

Che Guevara: Emperyalizm nedir? (1965)








Fazla söze gerek yok. 54 sene sonra, dünya yine aynı...

Hasta Siempre Comandante Che Guevara Sonsuza Kadar Komutan Che Guevara
Aprendimos a quererte Seni sevmeyi öğrendik
Desde la historica altura Tarihin doruklarından beri
Donde el sol de tu bravura Senin cesaretinin güneşinin
Le puso cerco a la muerte Ölüme set çektiği
Aqui se queda la clara İşte tam burada
La entraniable transparencia Duruluğu ve içtenliği
De tu querida presencia Senin sevgili duruşunun
Comandante Che Guevara Komutan Che Guevara
Tu mano gloriosa y fuerte Şanlı ve güçlü elin
Sobre la historia dispara Tarihe ateş açar
Cuando todo Santa Clara Bütün Santa Clara (halkı)
Se despierta para verte Seni görmek için uyandığında
Aqui se queda la clara İşte tam burada
La entraniable transparencia Duruluğu ve içtenliği
De tu querida presencia Senin sevgili duruşunun
Comandante Che Guevara Komutan Che Guevara
Vienes quemando la brisa Meltemleri yakarak geliyorsun
Con soles de primavera Baharın güneşlerini yanına alarak
Para plantar la bandera Bayrağı yükseltmek için
Con la luz de tu sonrisa Gülüşündeki ışıkla
Aqui se queda la clara İşte tam burada
La entraniable transparencia Duruluğu ve içtenliği
De tu querida presencia Senin sevgili duruşunun
Comandante Che Guevara Komutan Che Guevara
Tu amor revolucionario Senin devrim aşkın
Te conduce a nueva empresa Seni yeni hedeflere sürüklüyor
Donde espera la firmeza Güçlü kollarına gerek var
De tu brazo libertario Orada senin özgürlük veren
Aqui se queda la clara İşte tam burada
La entraniable transparencia Duruluğu ve içtenliği
De tu querida presencia Senin sevgili duruşunun
Comandante Che Guevara Komutan Che Guevara
Sequiremos adelante İlerlemeye devam edeceğiz
Como junto a ti seuimos Hep birlikte seni takip ediyoruz
Y con Fidel te decimos Fidel ile sana sesleniyoruz
Hasta siempre comandante! Sonsuza Kadar Komutan!
Aqui se queda la clara İşte tam burada
La entraniable transparencia Duruluğu ve içtenliği
De tu querida presencia Senin sevgili duruşunun
Comandante Che Guevara Komutan Che Guevara



Prekazi'nin ağlatan golü


Tarih 15 Mart 1989 ... Golden sonra kendimi yerden yere atmam ve televizyonun sesini sonuna kadar açmamız dün gibi hafızamda. Ağlatmıştı bu gol...


Hayal gücünün önemi

Hayatta, en büyük sorun, insanların hayal gücünün son derece sınırlı olmasıdır. Bu da, insanların özgürlüğün aslında ne olduğunu bilmediklerini çok iyi gösteren bir işarettir. Nitekim tek başına, iç güdülerle hareket etmek, yeterli ve anlamlı bir özgürlük olamaz; çünkü içgüdü yararlı olabileceği gibi zararlı da olabilir. Hayal gücü de öyledir. Ama, hayal gücü, iç güdülerin yanından bile geçemeyeceği büyülü bir güce sahiptir; nitekim siz onunla tüm yaşamınızı değiştirebilirsiniz, sadece kıyaslamalı bir düşünme biçimi geliştirmeniz bile yeterli olacaktır bunun için. Böylece, önceden düşünemediklerinizi düşünmeye başladığınız andan itibaren, önceden yapamadıklarınızı, yapmaya başlarsınız. Bu, sadece ne istediğinize ve gerçek özgürlüğün nasıl ve nerede olduğunu algılama şeklinize bağlı olacaktır. Dolayısıyla, doğru algılar ve doğru düşünce ile, hayal sandığınız düşüncelerin, aslında hayalcilik olmadığını anlayabilir ve hayal gücünün de gerçek olarak bildiklerinizden çok daha gerçek olduğunu farkedebilirsiniz...

C.A.G.

Yine, yeni, yeniden: Çare Drogba


Şaka değil: 
Bu oy pusulası, 2014 yerel seçimlerinde, Afyonkarahisar merkez, Cumhuriyet Lisesi 1048 nolu sandıkta  çıkmıştır. Cumhuriyet Mahallesi, muhtarlık seçim zarfı içine koyulan bu pusula ile Drogba'ya bir oy da olsa, seçmen tarafından teveccüh gösterilmişti. Tarih tekerrür eder mi bilinmez; bekleyip görmek lâzım... 

Gelişmiş ülkelerde, maden nasıl çıkarılıyor?

Gelişmiş ülkelerde, mekanize sistem olarak bilinen robotlar çalışıyor ve madeni robotlar çıkarıyor. Madenciler ise uzaktan kumandayla bu robotları yönlendiriyor. Aynı zamanda, madenlere iletişim ağı bulunuyor. Madencilerin kemerinde bulunan takip sistemleriyle; telefon, robotlar, havalandırma sistemi, sensörler veya görüntüleme sistemi gibi birçok ekipman, kontrol odasına bağlanıyor. Böylece facia anlarında acil müdahale gerçekleştiriliyor.
Bu ülkelerdeki, maden çıkarma teknolojileri ise şunlardır:
Havalandırma: Madene yerleştirilen sensörlerle, madencilerin oksijen ihtiyacı hesaplanıyor. Havalandırma madencilerin çalıştığı noktaya gereken havayı gönderiyor.
Robotlar: Özel bıçaklara sahip olan robotlar, uzaktan kumandayla yönetiliyor. Çıkarılan kömürler ise, özel kızak sistemiyle madenden dışarıya çıkarılıyor.
Takip sistemi: Madenlere kurulan fiber optik ve bakır kablo ağlarıyla takip sistemi oluşturuluyor. Kurulan özel cihazlarla, madenciler ve tüm araçların yerleri anlık olarak tek tek tespit edilebiliyor.
Yeraltı telefonu: Kurulan iletişim ağları üzerinden sesli görüşmeler yapılabiliyor. ‘VoIP’ telefonlarla kurulan sistemde, yedekli hatlarla bağlantının facia anlarında da kopmaması sağlanıyor.
Sensörler: Madenlerin en önemli güvenlik tedbirlerinden biri sensörlerle alınıyor. Madenlerdeki oksijen ve karbonmonoksit oranları bu sensörlerle anlık olarak ölçülüyor. Bu veriler 10 mili saniyede yeryüzündeki kontrol odasına iletiliyor.
Yangın söndürme: Grizu patlamalarında, hızlı söndürme yapabilecek özel bir karışıma sahip sıvılar devreye giriyor. Galerilere yakın bir noktaya kadar çekilen borularla, bu sıvı, patlamalarda ortaya çıkan yangını hızlı bir şekilde söndürüyor.
Kontrol odası: Kontrol odalarından, madencilerin konumu, oksijen ve karbondioksit oranlarının yanı sıra çıkarılan kömür miktarı da görüntülenebiliyor.
Kaçış odaları: Kullanılan kaçış odaları sayesinde yangın veya patlama sonrasında kaçış odalarına sığınan madenciler 30 güne kadar hayatta kalabiliyor.
Işıklandırma: LED ışıklandırma sistemi, hem madendeki kömür çıkarılan galerilerde hem de madencilerin kasklarında bulunuyor. Özel tasarlanan halojen yansıtma sayesinde, bu ledlerde, gün ışığına yakın renk sıcaklığı kullanılıyor.

Melih Cevdet Anday: Çok Güzel Şey

Yaşamak güzel şey doğrusu,
Üstelik hava da güzelse,
Hele gücün kuvvetin yerindeyse,
Elin ekmek tutmuşsa bir de,
Hele tertemizse gönlün,
Hele kar gibiyse alnın,
Yani kendinden korkmuyorsan,
Kimseden korkmuyorsan dünyada,
İyi günler bekliyorsan hele,
İyi günlere inanıyorsan,
Üstelik hava da güzelse,
Yaşamak güzel şey,
Çok güzel şey doğrusu!

M.C.A.

Herodot ve Dünya Haritası

M.Ö. 440'ta Herodot'un çizdiği dünya haritası... (Beyin tomografisini andırıyor.)


https://www.curriculumnacional.cl/614/articles-23287_recurso_jpg.jpg



















Seyit Onbaşı

Seyit Onbaşı, bu resimde tahtadan bir mermiyi kaldırırken görülüyor.


(Sembolik bir resimdir bu, savaşta kaldırdığı mermilerle herhangi bir resmi çekilememiştir.) Savaş şartları, onbaşının bu mermileri teker teker kaldırmasını sağlamıştır.




Çanakkale deyince, ilk olarak Seyit Onbaşı akla gelir. 275 kg'lık mermileri kaldıran bu adam, 1939 yılında milimetrenin binde biri büyüklüğünde Mycobacterium tuberculosis mikrobuna (vereme) yenilmiştir... (Hayatının son yıllarında köyünde odunculuk ve kömürcülük yaparak yaşamıştır.) Seyit Onbaşı, Balıkesir Havranlıdır. İşgalci Fransızlar, onu unutamamıştır. Zira o, emperyalist Fransızların Bouvet zırhlısını, Ege Denizi'nin soğuk sularına batırmayı başarmıştır...

Nilgün Atılgan: Çek Kayıkçı Kürekleri (1974)

Beyaz bir kayık, biz kiraladık,
Üç aylık yazı nasıl yaşadık,
Bir gün Küçüksu, bir gün Sarıyer,
Kandilli, Beykoz, sevenler gezer.

Çek kayıkçı kürekleri,
Gezdir seven şu kalpleri,
Mavi deniz, martılardan,
Ayırma sevenleri.

Mehtap olunca, doğru Kanlıca
Gece gün olur, gözler bakınca,
Boğaz köprüsü, inci gerdanlık,
Altından geçtik, kahkaha attık.

Sevmek ne güzel, tatlı heyecan,
Bir çay içelim, işte Emirgan
Eller birleşti, bir çift kürekle,
Yüzükler taktık, Beylerbeyi'nde.

Çek kayıkçı kürekleri,
Gezdir seven şu kalpleri,
Mavi deniz, martılardan,
Ayırma sevenleri.


Ezginin Günlüğü: Gelmiyorsun

Yetişmiyor sana sesim, 
Bekliyorum, gelmiyorsun,
Yıllar geçti mevsim mevsim,
Bekliyorum, gelmiyorsun.
Dağlar yüce beller uzun,
Günler, aylar, yıllar uzun,
Bu kadar mı yollar uzun,
Bekliyorum, gelmiyorsun...

İnsanlık

İnsan ölür ama ölmeyen insanlıktır. Ama insanlığın öldüğü yerde, insanın yaşamasının bir anlamı var mı?




Tarantella Dansı


Tarantella, güney İtalya'da geleneksel bir dans türü olup 15. yüzyıl ile 17. yüzyıl arasında İtalya'da çılgın bir moda, toplu bir histeri halini almıştır. Halk bu çılgınlığın "tarantula" adlı örümceğin sokmasıyla ortaya çıktığına ve sokulanların ancak bu dansı yaparak iyileşebileceğine inanıyordu. Dansın ve tarantula örümceğinin adı İtalya`daki Taranto kentinin adından türetilmiştir.

Kaynak: Vikipedi

2 Şubat 2019 Cumartesi

80'lerden bir çizgi film: Clémentine


Clémentine, quand tu fermes les yeux,
Tu devines le merveilleux,
Clémentine, prend nous dans ta bulle bleue,
Tant pis si c'est dangereux.

Clémentine , gözlerini kapadığında,
Sen en iyi olanı tahmin edersin.
Clémentine, bizi mavi kabarcığının içine al,
Bu çok tehlikeli olsa bile.

Quand on a seulement 10 ans,
Souvent on voudrait bien être plus grand,
Pour partir en avion en s'envolant d'un coup de vent,
Tout là-bas vers l'horizon.
On fait comme la p'tite Clémentine,
On rêve de nuits de Chine, de nuits câlines,
Et tout va beaucoup mieux quand Hemera vous tend les bras,
Le mal fuit, le mal s'en va.

Yalnızca 10 yaşında iken,
Her zaman daha büyük olmayı isterdik,
Bir rüzgar darbesinin uçurduğu bir uçakla gitmek için,
Orada ufuğa karşı,
Küçük Clémentine gibi davranırız.
Çin gecelerini, okşayan geceleri hayal ederiz.
Ve Hemera size kollarını uzattığında her şey daha iyi olur,
Kötülük kaçar, kötülük uzaklaşır.

Clémentine, tu te bats jour et nuit
Tu défies la maladie,
Clémentine, on ne te quitt'ra pas,
Et un jour tout s'arrang'ra.

Clémentine, sen gece ve gündüz dövüşürsün,
Hastalığa meydan okursun,
Clémentine, seni terk etmeyeceğiz.
Ve bir gün her şey yoluna girecek.

La Terre est si belle vue du ciel,
Ca donne envie de vivre près du soleil,
A chaque tour d'hélice, on pousse des cris, on s'émerveille,
Comme c'est bon d'avoir des ailes.

Dünya gökyüzüyle çok güzel,
Bu insana güneşin yanında yaşama isteği verir.
Pervanenin her dönüşünde, çığlıklar atarız, hayran kalırız,
Kanatlara sahip olmak ne kadar güzel.

Allons ensemble nous promener,
Et faire le tour du monde sans nous presser,
Il y a tant d'amis qu'on a envie de rencontrer,
Clémentine va nous guider.

Hep birlikte dolaşmaya gidelim,
Ve engel olunmadan dünya turu yapalım,
Tanışmak istediğimiz o kadar çok arkadaş var ki,
Clémentine bize yol gösterecek.

* Çizgi film, 80'lerin ikinci yarısında TRT ekranlarında yayınlanırdı. Fransız-Japon ortak yapımı olan çizgi filmde, Clementine, Hemera korumasında, Malmoth'un kötülüklerine karşı savaşırdı.









Thomas Paine: Akıl ve cehalet üzerine


1 Şubat 2019 Cuma

Ahmet Hamdi Tanpınar: Aşk!

Aşk dediğin nedir ki?
Tenden, bedenden sıyrık,
Çocukların içinde,
Yaşadığı bir çığlık.
Aşk dediğin nedir ki?
Histen nefesten varlık,
Umutsuzluk içinde,
Karanlığa son ıslık...








Aşık olmak demek; dil, din, ırk, kültür, yaş, meslek farkı tanımamak demektir. Aşka sınır koyanlar ise gerçekte hiç aşık olamazlar; onlar sadece rol yapan ve aslında kendi gölgesinden bile korkan zincirli bir köleden başkası olamazlar. Ruhları ise müebbet hapistir. Çünkü, kendi kibirleriyle zincire vurulmuşlardır. Kibirlerinden başka bir şey yoktur hayatlarında, gurur duyacakları tek şey ise, sadece kendi gururlarıdır; başka dayanacakları bir şey de yoktur. O dayandıkları şey ise o kadar zayıf olmasına rağmen, kibirleri, onu da görmelerine engeldir... C.A.G.

Işık, umut, mücadele...


Susmak